iletisim@banksen.org.tr ·(0216) 771 53 23
ParaMedya İyi ki Var, Ama Kurtuluş Kendi Ellerimizde!

ParaMedya; bankacılık ve finans sektörünü yakından izleyen, yaptığı haberlerle sektör gündemini belirleyen ve banka, sigorta ve finans çalışanlarının yakından takip ettiği önemli bir yayın platformudur. Yayımlanan hemen her haberin işyerlerinde ve meslektaşlarımız arasında tartışılması, ParaMedya’nın sektörde ulaştığı etkinliği açıkça göstermektedir. Bugün sektörde ParaMedya’yı bilmeyen, haberlerini görmeyen neredeyse yoktur. ParaMedya yalnızca ekonomi ve sektör haberleri yayımlamakla kalmamakta; banka ve finans çalışanlarının sorunlarına, şikâyetlerine ve taleplerine de yer vermektedir. Sosyal medya paylaşımları ve haberleri aracılığıyla sektörün “sessiz çoğunluğunun” serzenişlerini, uğradığı hak kayıplarını, yaşadığı tükenmişliği ve çalışma hayatındaki baskıları görünür hâle getirmektedir.

 

Bu nedenle, sektör çalışanlarının sesinin duyulmasına sundukları katkı için ParaMedya çalışanlarına yürekten teşekkür ediyor; emekten ve çalışanların sorunlarından yana bu yayın anlayışını sürdürmelerini temenni ediyoruz.

 

Ancak DİSK Bank-Sen olarak, sektörümüzde giderek yerleşen bir alışkanlığı ve kabullenmişliği de tartışmamız gerektiğine inanıyoruz!

 

2026 yılı Ocak ayı verilerine göre bankacılık, sigortacılık ve finans sektörünü kapsayan 9 No’lu işkolunda 344 bin 880 çalışan bulunmaktadır. Bu çalışanların 106 bin 835’i sendikalıdır. İşkolundaki yüzde 30,98’lik sendikalaşma oranı, Türkiye genelindeki yüzde 14,45’lik sendikalaşma oranının oldukça üzerindedir. Bankacılık, sigortacılık ve finans işkolu; genel işler, enerji, sağlık ve sosyal hizmetler ile savunma ve güvenlik işkollarının ardından sendikalaşma oranının en yüksek olduğu beşinci işkoludur.

 

Buna rağmen sektör çalışanları bugün ağır bir ekonomik ve psikolojik kuşatma altındadır.

 

Son dönemde uygulanan ekonomi politikaları nedeniyle gelirleri ve alım güçleri hızla gerileyen; artan rekabet ve kârlılık baskısı altında çalışan; mobbing, sistematik baskı ve taciz uygulamalarıyla tükenme noktasına getirilen banka, sigorta ve finans emekçileri giderek daha mutsuz, tedirgin ve güvencesiz hâle gelmektedir. Çalışanlar sürekli hedeflerle, rakamlarla ve performans tablolarıyla tehdit edilmekte; işlerini kaybetme korkusuyla çalışmaya zorlanmaktadır. İnsan kaynakları birimlerinde güven vermeyen görüşmelere maruz kalmakta, yaşadıkları hak gasplarını dile getirdiklerinde ise kimi zaman örgütlü bulundukları sendikanın temsilcisinden dahi banka üst yönetiminin diliyle cevap almaktadırlar.

 

Bu anlayış, çalışanların yalnızca işverene değil, sendikal örgütlenmeye olan güvenini de zedelemektedir.

 

Sektör çalışanları, bu yüzden yaşadıkları sıkışmışlığı dile getirebilecekleri başlıca alanlar olarak ParaMedya ve Banka Dünyası gibi iletişim platformlarını görmektedir. Meslektaşlarımız sosyal medya paylaşımlarıyla seslerini duyurmaya, şikâyetlerini görünür kılmaya ve uğradıkları haksızlıklara kamuoyu desteği sağlamaya çalışmaktadır.

 

Kuşkusuz çalışanların sesine alan açan ve sorunlarımızı görünür kılan her platform değerlidir. Ancak bu görünürlüğü mücadelenin kendisiyle karıştırmamalıyız. Sosyal medyada sesimizi duyurmak mücadelemizin önemli bir parçasıdır; fakat sorunlarımızı aşacak asıl güç, işyerlerinde kurulacak örgütlü ve kolektif dayanışmadır.

 

Sessizlik İçindeki Sendikacılık

 

Sektörde böylesine ağır sorunlar yaşanırken, önde gelen bazı sendikaların ve yöneticilerinin faaliyetleri; banka üst yönetimlerini ziyaret etmek, protokol görüşmeleri gerçekleştirmek ve çalışanların gerçek sorunlarından uzak, kuru bayram tebrikleri yayımlamakla sınırlı kalmaktadır.

 

Son dönemde ParaMedya’nın da gündeme taşıdığı iki önemli gelişme, mevcut sendikal anlayışın durumunu açıkça ortaya koymuştur. Bunlardan ilki, bankaların çalışan ücretlerini belirli seviyelerde tutmak amacıyla ortak hareket ettiği iddialarına ilişkin yürütülen süreç ve QNB Türkiye’nin ödemeyi kabul ettiği cezadır. İkincisi ise Garanti BBVA’da gündeme gelen taşeron çalışma dayatması ve bunu takip eden işten çıkarmalardır.

 

Her iki gelişme karşısında da mevcut sendikalar arasında yalnızca DİSK Bank-Sen açıklama yapmış ve fiilî eylem ortaya koymuştur. Diğer sendikalar ise çalışanları doğrudan ilgilendiren bu gelişmeler karşısında açıklama yapmamış, tutum almamış ve üyelerinin yanında olduklarını gösterecek bir mücadele yürütmemiştir.

 

Sendika yöneticiliği, işveren yöneticileriyle iyi ilişkiler kurmaktan ibaret değildir.

 

Sendikacılık; çalışanın hakkı gasbedildiğinde konuşmak, işten çıkarıldığında yanında durmak, ücretleri baskılandığında harekete geçmek, taşeronlaştırmaya karşı mücadele etmek ve işyerlerinde çalışanların kolektif gücünü örgütlemektir. Bunları yapmayan bir sendikal anlayış, çalışanların aidatlarıyla ayakta duran ancak çalışanların mücadelesinde görünmeyen bürokratik bir yapıya dönüşür.

 

Başta söylediğimiz “alışılagelmişliği” ve “kabullenmişliği” tam da bu noktada tartışmak zorundayız.

 

Yaşadığımız sorunlardan yalnızca bir sosyal medya paylaşımı yaparak kurtulamayız.

 

Bununla Yetinemeyiz, Yetinmemeliyiz!

 

Elbette kendisini yalnız ve savunmasız hisseden bütün sektör çalışanları, uğradıkları haksızlıkları her platformda dile getirmeye devam etmelidir. Sesimizi kısmamalı, yaşadığımız baskıları görünür kılmalı ve dayanışmayı büyütmeliyiz.

 

Ancak asıl önceliğimiz, “kurtarıcıyı dışarıda aramamak” olmalıdır.

 

Sendika ile işkolu emekçileri arasındaki mesafeyi kaldırmalı; sendikayı çalışanların dışında, onlar adına hareket eden ayrı bir yapı olarak görmekten vazgeçmeliyiz. İşyerlerinde kendi örgütlülüğümüzü kurmalı, işyeri örgütlerimizle birlikte “içeriden” ve kolektif bir baskı yaratmalıyız. Her meslektaşımız yanındaki çalışma arkadaşına daha sıkı sarılmalı, onu yalnız bırakmamalı ve yaşadığı haksızlık karşısında sessiz kalmamalıdır. Sendikal örgütlülüğü büyütmeli; mevcut sendikalarda görülen ataleti, sessizliği ve mücadeleden uzaklaşmayı sorgulamalıdır.

 

 

Neden Şimdi?

 

Çünkü çalışanların örgütlü olmadığı bir işyerinde patronun sözü emir, çalışanın talebi ise yalnızca temennidir. Örgütlü olduğumuzda ise taleplerimiz karşılık bulur, haklarımız korunur ve işverenin keyfî uygulamalarına karşı gerçek bir güç ortaya çıkar.

 

Yoğun iş yükü, ağır hedef baskısı ve uzun çalışma süreleri altında şubelerde, genel müdürlüklerde, çağrı merkezlerinde ve operasyon birimlerinde çalışanlar bizleriz. Milyarlarca liralık kârları yaratan, ancak o kârdan çok sınırlı bir paya layık görülenlerin de bizler olduğunu asla unutmamalıyız. QNB Türkiye’nin yılbaşındaki ortalama yüzde 25’lik artışın ardından temmuz ayında yalnızca yüzde 5 ek zam yapması ve bazı bankaların yüzde 10 düzeyindeki ara zamlarla yetinmesi, bunun açık kanıtıdır.

 

Öte yandan toplu sözleşme kapsamındaki çalışanların daha yüksek ücret artışları elde etmesi tesadüf değildir. Bu tablo bize bir kez daha göstermektedir ki ücretler patronların vicdanıyla değil, çalışanların örgütlü gücüyle yükselir.

 

Bankaların kasalarını dolduran çalışanlar sadaka değil, yarattıkları değerin karşılığını istemektedir. Düşük ücrete, performans baskısına, mobbinge, güvencesiz çalışmaya, taşeronlaştırmaya ve keyfî işten çıkarmalara karşı çıkışın yolu bireysel sessizlikten değil, sınıf dayanışmasından ve sendikal örgütlenmeden geçmektedir.

 

Birlikte ve daha örgütlü hareket ettiğimizde, sektörümüzde yaşanan bu sıkışmışlıktan kurtulabiliriz.

 

Bankacılık, sigortacılık ve finans çalışanları; eğitim düzeyi, mesleki yetkinlikleri, analitik düşünme kapasiteleri ve organizasyon becerileri bakımından ülkenin en güçlü işkolu bileşenlerinden biridir. Kendi gücümüzün farkına vardığımızda, dayanışmayı işyerlerinde örgütlediğimizde ve birlikte hareket ettiğimizde bu sorunların üstesinden gelebileceğimizden hiçbir şüphemiz yoktur.

 

DİSK Bank-Sen olarak bütün meslektaşlarımızla bu süreci katılımcı, şeffaf ve dayanışma temelinde yürüteceğiz. Hiçbir çalışanı yalnız bırakmadan, hiçbir hak kaybını görmezden gelmeden ve hiçbir işveren baskısı karşısında sessiz kalmadan mücadelemizi büyüteceğiz.

 

ParaMedya ve onun gibi çalışanların sesini duyuran, sorunlarımızı görünür kılan bütün yayın platformları iyi ki var!

 

Ancak kurtuluşumuz için sosyal medya mecralarının bir adım ötesine geçmeye, gerçek bir örgütlülüğe yani sendikaya ihtiyacımız var!

 

Kurtuluş kendi ellerimizdedir, sizin ellerinizdedir!

 

Çünkü SENDİKA ZATEN SİZSİNİZ!

 

DİSK Bank-Sen Yönetim Kurulu

Paylaş: Tüm haberler
Devamı

Diğer Haberler

2025'i Nasıl Bilirdik, 2026 Nasıl Geçecek?

2025'i Nasıl Bilirdik, 2026 Nasıl Geçecek?

Sendikamızın iş kolu olan bankalarda yaşanan hak kayıpları da, bankacıların ve sigortacıların gittikçe yoksullaşması ve performans baskıları, mobbingler ile günden güne tükenmişliğe sürüklenmesi de yu