TEKEL İŞÇİSİNİN YANINDAYIZ
DÖNMEDİĞİMİZ SÜRECE ÖLMEYECEĞİZ DE,
“İşçi Düşmanı AKP” sloganı işçi gösteri ve mitinglerinde sık sık tekrarlanmaktadır. Sadece Tekel işçilerinin durumu düşünüldüğünde bu sloganın ne kadar gerçekçi bir durumun ifadesi olduğu defalarca ortaya çıkmıştır.
Kamunun en karlı şirketlerinin başında gelen Tekel önce bilinçli bir politikayla küçültüldü. Akabinde zarar ettiği gerekçesiyle satıldı. British Amerikan Tobacco, Tekel’in 4 yıllık karı tutarındaki bir bedelle 17 dk içinde Tekel’i satın aldı. Üretim mi yaptı? Hayır. Sigara fabrikalarını kapatıp, tekelin pazarını ele geçirdiler. Şimdi tekel onlar.
Ülkenin kaynakları yağmalanırken, tekel işçisine reva görülen ise 4-c olacakTI. 4-c, tekel işçilerinin 10 ay çalışıp 2 ay ücretsiz izin yapmalarına, şu anki ücretlerinin üçte birini almaya ve birikmiş ikramiyeleri ile özlük haklarını kaybetmelerine neden olacakTI. Ta ki Tekel işçisi kardeşlerimizin, Aralık ayı ortasında Ankara’da direnişe başlayıncaya kadar.
Şimdi ise günlerce süren ve ülkemize malolmuş direnişin yeni bir aşamasındayız. 17 Aralıkta tekel işçileri nezninde ülkeyi su ve gazla boğmaya çalışan siyasi iktidar, karşısında bu sefer tekel işçilerinin direncini ve ülkemiz kamuoyunun, diğer sendika ve konfederasyonların, öğrenci ve akademisyenlerin, aydınların, emekten yana siyasi partilerin bir arada duruşunu bulmuştur. Ortaya anlamlı bir tablo çıkmıştır; AKP’nin sıkışmışlığı, tutum değişikliği olarak ortaya çıkmıştır.
“Ölmek var, Dönmek yok” sloganıyla yola çıkan tekel işçileri, dönülmediği zaman ölünmeyeceğini ve aksine en doğal hakları insanca yaşamaya doğru adım atıldığını bugüne kadar gösterdiler. Hükümet kısmi iyileştirmelerden bahsetmeye başladı.
Tekel işçilerinin hakkını almasına ve ülkenin kazanımına az kalmıştır. “Genel Grev”’e hazırlanma zamanıdır.
Açıkçası tekel işçilerinin kararlı direnişi ve inadı olmasaydı, bu aşamaya gelmek mümkün değildi. Direnişte geçen 48 gün önümüzdeki yolu işaret etmiştir.
Direniş başlamasaydı, 4-c tartışılmayacaktı.
17 Ocak mitingi olmasaydı, tutum değişikliği olmayacaktı.
“Genel Grev” hazırlıkları olmasaydı, iyileştirmelerden bahsedilmeyecekti.
Şimdi kritik nokta ise Türk-İş’in alacağı tutumdur. Fazla seçenek yok; tekel işçisinde oluşan direnci toplumdan gelen destek ile birleştirecek ve dolayısıyla kazanıma doğru ileriye dönük bir adım atacaklar. Ya da hükümetin 4-c uygulamalarında ufak tefek revizyonlarıyla yetinip hükümeti memnun edecek bir tutum takınacaklar. Türk-İş’in kararıyla ya işçiler ya da hükümet memnun olacak.
“İşçi düşmanı AKP”’yi sevindirmek, bu ülkenin onurlu insan ve kurumlarının içlerine sindiremeyecekleri bir durumdur.
Devrimci Banka ve Sigorta İşçileri Sendikası ( BANK-SEN ) olarak; sonuna kadar tekel işçilerinin yanındayız.
Tekel işçisi kardeşlerimizin talepleri karşılanmadığı durumda, tüm banka-sigorta-finans çalışanlarını 3 Şubat ( veya konfederasyonların belirleyeceği ileri bir tarihteki ) genel eylem ve grevine hazırlanmaya çağırıyoruz. Sendikamız, genel eylem ve grev doğrultusunda tüm olanaklarını seferber edecektir.
BANK-SEN GENEL YÖNETİM KURULU

